Öpüşmenin Sağlığınız Üzerindeki Etkileri
Strese karşı iyidir. İnsulin ve adrenalin üretiminin artmasıyla, böbreküstü bezlerde adrenalinle birlikte stres hormonu kortisol azalır.
Kalp ritmini hızlandırarak, nabzı, normal bir idman temposu sayılan dakikada 110 vuruşa yükseltir.
Ciğerleri güçlendirir. Normalde dakikada 20 kez nefes alınırken öpüşme sırasında 60’a kadar çıkılır.
Yutkunmaya bire birdir. Öpüşmek yutkunma konusunda nefes tutmak gibi yöntemlerden daha etkilidir.
Kırışıkların düşmanıdır. 30 yüz kasını harekete geçirerek, kırışıklıklara iyi gelir.
Zayıflatır: 2 dakika öpüşmeyle 15 kalori yakılır.
Aşı gibidir. Öpücük, bağışıklık sistemini uyarır ve antikor üretimini artırır. Öpüşmenin ruhu kanatlandırması da, bağışıklık sistemini güçlendiren ilave bir işlevdir.
Dişlere iyi gelir: Tükürük salgısı arttığından diş minesi güçlenir. Ayrıca sık öpüşenler ağız sağlıklarına özen gösterir.
İkiz Bebek Hamileliğinde Dikkat Edilmesi Gerekenler
İkiz gebelik, gebelikte normal şartlarda yaşanan yorgunluk hissinin sıklıkla daha fazla yaşanmasına neden olur. Vücudun ihtiyaçlarına kulak verilmeli ve mümkün olan her durumda istirahat edilmelidir. Özellikle gebeliğin ilk başlarında uykuya eğilim daha da belirgin olabilir. Bu, bir anlamda sizin gebelik öncesi dönemden kalan “uyku borçlarınızın” bir yansımasıdır. Uyku düzeni mutlaka sağlanmalı ve mümkünse gün içi zamanlarda da uyku için bir miktar vakit ayrılmalıdır.
Egzersiz ikiz gebelikte mutlaka sınırlandırılmalıdır.
Tekil gebeliklerde günlük egzersizler her anne adayına mutlaka önerilmektedir. Bu, ikiz gebelik için de, belli şartlar yerine geldikçe aynen geçerlidir. Egzersiz uygun koşullarda kilo almak, gece rahat uyumak, doğuma hazırlık yapmak, gebeliğe bağlı belirtileri daha hafif yaşamak ve hatta hiç yaşamamak ve anne adayının kendini ruhsal ve bedensel olarak iyi hissetmesi açısından son derece önemlidir.
İkiz gebelikte erken doğum yapma riskinin nispeten artmış olması, özellikle ikinci trimesterden (gebeliğin ikinci üç ayı) itibaren yorucu egzersizlere ara verilmesini gerektirir. “Yorucu egzersiz” terimini tanımlamak güç olmakla beraber, önerimiz ikiz gebelikte ikinci trimesterden itibaren yürüme ve yüzme dışında kalan egzersizlerin yapılmaması yönündedir. Yine gebeliğin hangi aşamasında olunursa olunsun egzersizler mutlaka gebeliği takip eden doktor tarafından onaylandıktan sonra uygulanmalıdır.
Beslenme – “Üç (veya daha fazla) kişilik beslenilmesi gerekir” fikri yanlıştır.
İkiz gebeliği olan anne adayları günlük besin ihtiyaçları konusunda öncelikle kendi bedenlerinden gelen sinyallere güvenmelidirler. Beyinde bulunan açlık merkezi bedenin ihtiyaçlarını size bildirecek ve daha fazla ancak yeterince gıda almanızı sağlayacaktır. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta protein ve kalsiyum içerikli gıdaların daha fazla tüketilmesidir. Tekil gebelikte olduğu gibi çoğul gebeliklerde de aşırı yağlı ve aşırı karbonhidratlı yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Sıvı, vitaminler ve demirle ilgili öneriler aşağıdadır.
Sıvı alımı ikiz gebelikte mutlaka artırılmalıdır.
Sıvı ve özellikle de su yaşamın vazgeçilmez bir maddesidir. Gebelik döneminde böbreklerin daha hızlı çalışması, vücudun sıvı miktarının artması ve nihayet büyümekte olan bebeğin (bebeklerin) artmış olan ihtiyaçları nedeniyle sıvı alımı artmalıdır. Günlük alınması gereken minimum miktar 2-2.5 litre olmalı ve susama hissi olmasa dahi belli aralıklarla düzenli olarak sıvı gıda alımı sürdürülmelidir.
Sıvı dengesinin bozulmasının erken doğum riskini artıran durumlardan biri olabileceği her zaman hatırlanmalıdır.
Vitaminler ve demire ikiz gebelikte ihtiyaç önemli derecelerde artar.
Vitaminlerin doğal kaynakları olan sebze ve meyveler arasında en faydalı olanları bulunulan mevsimin sebze ve meyveleridir. Bunlar mevsimin özelliklerine göre ihtiyaç duyduğumuz maddeleri daha bol içerirler (kış meyve ve sebzelerinin C vitamininden zengin olması, yaz sebze ve meyvelerinin ise sıvı içeriğinin daha fazla olması gibi).
Vitaminleri doğal kaynaklarından almak her zaman ideal olmakla beraber yeterince iyi beslenmediğini düşünen anne adayları gebeliği takip eden doktorun önerisine göre gebelikte kullanılmaya uygun vitamin ilaçlarından faydalanabilirler.
Özellikle gebeliğe yetersiz demir depolarıyla başlayan anne adayları gebelik döneminde doktor tarafından önerilen demir içerikli ilaçları mutlaka düzenli olarak kullanmalıdırlar. İkiz gebelik gibi ihtiyacın daha da yüksek olduğu durumlarda bu ilaçlar kansızlık gelişmesinin engellenmesinde oldukça işe yararlar.
İş Yaşamı – İkiz gebeliği olan anne adayları daha erken bir dönemde izne ayrılmalıdır.
Doktorlar ikiz gebelikte daha çok yatak istirahatı verme eğilimindedir ve erken doğum riskinin engellenmesi açısından doktorun bu önerisi mutlaka dikkate alınmalıdır. Yine özellikle bedensel ve ruhsal olarak daha yoğun bir baskı altında olunan mesleklerde çalışanlar başta olmak üzere çoğul gebelik taşıyan tüm anne adaylarının doğum öncesi iznine daha erken bir dönemde ayrılması önemlidir.
Cinsel Yaşam – Doktorun önerilerine uyulmalıdır.
Tekil gebelikte cinsel yaşamın gebeliğin sonuna kadar devam ettirilebileceğini savunan doktorlar olmakla beraber gebeliğin ilk iki ayı ve/veya son iki ayı kısıtlama yapılması gerektiğini düşünen doktorlar da vardır. Aynı farklı görüşler ikiz gebelikler için de var olmakla beraber bizim önerimiz erken doğum riskini artırmama açısından 28. haftadan itibaren cinsel yaşama ara verilmesi yönündedir. Diğer dönemlerde ise gebeliği takip eden doktorun önerilerine mutlaka uyulmalıdır.
Erkekler sadece seks düşünmüyor!
Erkeklerin aklının hep “sekse takılı” olduğu veya “her 8 saniyede bir seksi düşündüğü” yolundaki önyargılarının yanlış olduğu bilimsel olarak kanıtlandı
Erkekler sadece seks düşünmüyor!
Ohio Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Terri Fisher, iki yardımcı asistanı ile birlikte 283 üniversite öğrencisini denek alarak kapsamlı bir araştırma gerçekleştirdi. Prof. Fisher ve asistanları, öğrencilerden bir hafta boyunca, akıllarına “seks, yemek ve uyku” geldiğinde bunu hemen not etmelerini istediler. Erkekler arasında bir gün içinde seksi düşünme ortalaması “19 kez” oldu. Halbuki, erkeklerin “her 8 saniyede bir seksi düşündüğü” ileri sürülürdü.
POPÜLER ‘YANLIŞ’
Prof. Fisher, “Popüler algılama gerçeklikten bu kadar uzak olursa doğruları söylemenin zamanı gelmiştir” dedi. Araştırma, “Journal of Sex Research” dergisinde yayınlanacak. Ekibin çalışmasında hem erkek hem kadın öğrenciler yer aldı. Fisher, erkeklerin hep seksi düşündüğüne inanmanın, erkekleri küçük düşürücü olduğuna inandığını da söyledi.
KADIN ‘YEMEK’ DEDİ
Araştırma, her gün 19 kez seks düşünen erkeklerin günde 18 kez de yemek düşündüğünü ortaya koydu. Araştırmaya katılan kız öğrencilerin ise seksi günde 10 kez, yemeği ise 15 kez düşündükleri tespit edildi. Erkekler 11 kez, kadınlar ise 8 kez uykuyu düşündü. Prof. Fisher, erkeklerin cinsel arzularının en yüksek noktasının 20’li yaşlar, kadınların ise 30’lu yaşlar olduğunu söyledi.
Kasım CİNDEMİR/WASHINGTON
İşte seks hormonlarının hareket vakti
Bilim adamları hesapladı. İşte sevişmek ve yemek yemek için en ideal saatler…
İtalyan bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre sevişmek için en idea saat sabah 7.30. Uzmanlar “Bu saatte seks hormonları daha iyi çalışıyor. Adrenalin seviyesi yükseliyor” diyor. Araştırmaya göre öğle yemeği için en ideal saat 13.30. İşte diğer saatler:
07.22
Güne Başlama saati
07.30
Sevişmek için en ideal saat
08.10
Kahvaltı yapın
09.00
Çalışmaya başlayın
10.30
Atıştırma vakti (Meyveyle geçiştirmeye dikkat edin)
13.30
Öğle yemeği için en elverişli saat
14.16
Kahve için en ideal saat
16.00
Açlık hissini bastırmak için yoğurt yiyin
17.00
Spor yapın
19.00
Kan akışı yavaşladığı için bir kadeh şarap içebilirsiniz
19.30
Akşam yemeği vakti
22.00
Duş alın
23.00
Uyku vakti
Meyveseverlere kötü haber
Kışın bol miktarda tüketilen meyvenin kilo yapabileceğini biliyor muydunuz?
Diyetisyen Duygu Deniz, kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek için bol miktarda tüketilen meyvenin fazlasının kilo alımına sebep olabileceğinden dolayı, vatandaşlara aynı vitamin değerlerine sahip bitki çaylarını önerdi.
Kış aylarında C vitamini almak için bol miktarda tükettiğimiz meyveler içeriğinde bulunan kalori miktarından dolayı kilo alımına neden olabiliyor. Duygu Deniz kış aylarında formunu korumak isteyenlere, meyvenin kilo aldırmayacağı inancının yanlış olduğu uyarısında bulundu.
Kilo alımının önüne geçmek için bitki çaylarını öneren Deniz şu şekilde konuştu: “İçinde şeker olduğu için porsiyonlarımızı yüksek tuttuğumuz zaman ister istemez ya kilo artışı olacaktır ya da belki de kilo vermek istiyoruz bu dönemde kış döneminde yine kendilerinin kilolarını korumak isteyenlerin veya kilolarını korumak isteyenler kişiler olabilir bu dönemde meyveye hani bizde hastalıklara karşı korusun diye fazla tüketirsek bu seferde kiloya yol açacak. C vitamininden zengin portakal mandalina bu tarz meyveler aynı zamanda hafif de liflide meyvelerdir. Porsiyon miktarlarını küçük almalarını tavsiye ederim ama alternatif olarak dediğim gibi hem kilomuzu korumak hem de ideal kilomuza ulaşma dönemindeysek, zayıflamak istiyorsak C vitamininden zengin bitki çayları kullanabiliriz.”
Özellikle ıhlamur, zencefil, ekinezya çaylarını öneren Deniz, bunun yanı sıra bol su tüketimine de dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Deniz, kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek için yeşil yapraklı sebzeler, mantar, brokoli, lahana, düzenli protein alımı, pekmez, günlük birkaç adet badem, ceviz ve fındık tüketilmesi tavsiyesinde bulundu.
Her derdin devası Anadolu’da
Yaban deli iğde” ülseri, ”gün kurusu kayısı” kataraktı önlüyor.
20 Ocak 2012 Cuma, 18:04:28
Her derdin devası Anadolu’da
Atatürk, İnönü ve Ağrı İbrahim Çeçen üniversitelerinde yapılan bilimsel araştırmalarda yabani deli iğde meyvesinden elde edilen ekstrenin ülseri iyileştirdiği, gün kurusu kayısının kataraktı önlemede etkili olduğu bilimsel olarak belirlendi. Karanfil bitkisinin ise 100′den fazla hastalığa iyi geldiği bilimsel olarak ispat edildi.
Masa Başı Çalışanlarının Kanser Riski Fazla
Stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi farklı nedenler, farklı kanser türlerinde risk artışı yapabiliyor.
Medikal Onkolog Doç. Dr. Duygu Derin, davranış ve alışkanlıklarımızla ilgili kanser türleri ve korunması konusunda bilgi verdi…
MASA BAŞINDA ÇALIŞAN VE HAREKETSİZ OLANIN RİSKİ ÇOK
KALINBAĞIRSAK KANSERİ:
Liften fakir, yağdan ve protein açısından zengin beslenme ve obezite, kalınbağırsak kanserinin oluşumuna zemin hazırlıyor. Hareketsiz bir yaşamı olan, özellikle masa başında çalışanlarda bu risk daha da artıyor. Diyetteki lifin, sebze, meyve ve kuru baklagil tüketiminin artırılıp yaşama fiziksel aktivite katılması halinde, kalın bağırsak kanseri oluşum riski yüzde 40’lara varan oranda azaltılabiliyor.
NE YAPILMALI?
Bu sorunla karşılaşmamak için 50 yaşında olan herkese kolonoskopik tarama öneriliyor. Sorun yok ise uygulamanın 3-5 yılda bir tekrarlanmasında yarar görülüyor. Ailesinde erken yaşta kalın bağırsak kanserine yakalanmış kişiler için bu kontrolün daha erken yaşta yapılması gerekiyor.
KONSERVE, TUZLU VE İŞLENMİŞ GIDALARDAKİ TEHLİKE BÜYÜK
MEME KANSERİ:
Erken âdet, geç yaşta çocuk doğurma veya hiç çocuk doğurmama, geç menopoz, emzirmeme meme kanseri riskini artırır. Batılı toplumlarda kadınlar, daha çok çalışma hayatına girip bu şekilde yaşadıkları için, meme kanseri dünyanın batısında ve ABD’de sık, doğuda ise belirgin olarak daha azdır. Yüzde 5-10 vaka da ailevidir. Son yıllarda obezitenin meme kanserine yakalanma riskini artırdığı da bilinmektedir.
NE YAPILMALI?
İdeal vücut ağırlığına inmek, bunu korumak, spor yapmak, kalorisi ve yağ oranı düşük ama sebze ve meyveden zengin beslenmek, sigara – tütün kullanmamak, alkol alımını kısıtlamak öneriliyor.
STRESE DİKKAT!
GIRTLAK KANSERİ:
Sigara ve alkol kullanımı en önemli risk faktörleri. Ama stres de çok önemli bir etken. Stresli işlerde çalışıp, sigara ve alkolü çok tüketenlerde de bu hastalığa sık rastlanıyor.
SİGARA HEMEN BIRAKILMALI
AKCİĞER KANSERİ:
Sigara, en önemli risk faktörü. Miktar arttıkça, akciğer kanserine yakalanma riski de artıyor. Erken yakalamak için taramanın ne kadar etkili olduğunu araştıran çalışmaların kısmi sonuçları görüldüğünde bu konunun önemi daha da anlaşılıyor.
NE YAPILMALI?
Yoğun sigara içicilerinde düşük dozda helikal akciğer tomografisi ile yapılan tarama, hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlıyor ve hastalarda şifa oranını artırıyor.
AÇIK HAVADA ÇALIŞAN GÜNEŞTEN KORUNMALI
CİLT KANSERİ:
Cilt kanserinin esas nedeni, genellikle güneşten gelen ultraviyole ışınlarıdır. Morötesi ışın veren elektrik lambaları ve bronzlaştırıcı suni ışık kaynakları da cilt kanserlerine neden olabilir. Ultraviyole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de bu kanser türünde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçek. En çok risk altında olanlar açık tenliler, çilliler, çok sayıda beni olanlar, ailesinde cilt kanseri bulunanlar, açık havada çok zaman geçirenlerdir.
NE YAPILMALI?
Güneş ışınlarının keskin olduğu 11.00- 16.00 saatleri arasında güneşe çıkmamak, yüksek koruma faktörlü kremler ve şapka kullanmak gerekiyor.
ALKOL TÜKETİMİ BÜYÜK RİSK
KARACİĞER KANSERİ: Hepatit B, C taşıyıcısı olmak ve yoğun alkol kullanımı, bu kanserin en sık rastlanan nedenleri arasında yer alıyor. Bu nedenle alkol tüketenlerin risk altında oldukları belirtiliyor.
PANKREAS KANSERİ:
Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte sigara içenlerde daha sık görülür. Alkol kullanımı, şeker hastalığı, kronik pankreatit ve yağlı diyetin bu kansere zemin hazırladığı düşünülüyor.
NE YAPILMALI?
Erken tanıya yönelik bir tarama öneriliyor. Ayrıca sigara ile alkol kullanımından uzak, sağlıklı beslenme tavsiye ediliyor.
Mehmet Öz’den Uzun Yaşamanın 5 Formülü!
Dr. Öz, yaşam sürenizi uzatmak için 1 dakikadan daha az bir süre içinde uygulayabileceğimiz 5 maddeyi açıklıyor.
Haber: Mehmet Öz’den Uzun Yaşamanın 5 Formülü!
Elbette sonsuza kadar yaşayamazsınız. Ancak, daha uzun ve daha sağlıklı yaşamak için yapabileceğiz birçok şey var. Ve yapabilecekleriniz, düşündüğünüzden daha kolay. İşte işin iyi tarafı: bütün bu alışkanlıklar bir dakikadan bile az sürede yapılabilir.
Yumurta Tüketin
Yumurta hem güçlü bir protein kaynağıdır hem de size pahalıya mal olmaz. Birçok insan yumurta tüketmenin kan kolesterolü seviyesini artırdığını düşünüyor ancak bu doğru değil.
Yumurta bir B vitamini olan kolin içeriyor ve kolin beyindeki iltihaplanmayı azaltarak Alzheimer hastalığına yakalanma riskini azaltıyor.
Günde iki yumurta yemek günlük protein ihtiyacınızın %26sını karşılar ancak günlük önerilen kalori miktarının %10undan daha azını içerir. Bu yüzden yumurta kilo vermenize de yardımcı olabilir.
Protein bombası yumurta kemiklerinizi korur ve vücudunuzu kuvvetlendirir.
Yumurta sarısındaki antioksidan ve diğer besin maddeleri körlüğün başlıca sebebi olan maküler dejenerasyonu önlemeye yardımcı olur. Aynı zamanda retinayı güneşin UV ışınlarına karşı korur.
Öneri: Yarım düzine yumurtayı hafta başından haşlayın. Her gün bir tane tüketin ve sağlığınız için doğru bir adım daha atmış olun.
Krom Polinikotinat Alın
Uzmanlar, 2050 yılına kadar her 3 Amerikalıdan 1inin şeker hastası olacağını tahmin ediyor. Bu kronik hastalığı önlemede krom polinikotinatın hayati önem taşıyan bir besin takviyesi olduğu ortaya çıktı. Araştırmalara göre bu mineral insülin üretimini düzenlemeye, kan şekeri seviyesini düşürmeye ve zararlı etkilerine karşı korumaya yardımcı oluyor.
Öneri: Günde 200 mikrogram krom polinikotinat alın.
Kalp Atış Hızınızı Her Gün Kontrol Edin
Her gün kalbinizin atış hızını kontrol ederek kendinizi kalp krizi veya felç riskine karşı koruyabilirsiniz. Sayım işlemi ise çok basit: işaret ve orta parmağınızı tam başparmağınızın altından, el bileği kemiğinize yerleştirin. 10 saniye boyunca atışları sayın. Bu sayıyı 6 ile çarparak dinlenme halindeki nabzınızı elde edersiniz. Örneğin, 10 saniye içinde 6 kalp atışı saydıysanız ve 6 ile çarparsanız, bu dakikada 36 atışa denk gelir.
Yetişkinler için ortalama dinlenik kalp atışı dakikada 60-80 arasındadır. Eğer bayansanız ve dinlenme halindeki nabzınız 90ın üzerindeyse bir kalp rahatsızlığından dolayı ölme riskiniz 3 kat daha fazladır.
Yeni bir araştırmaya göre, kalp atış hızınız ayda 10 atışın üzerine çıkmaya devam ediyorsa, kalp hastalığı riskiniz %16 artıyor.
Öneri: Dinlenir haldeki nabzınızı her sabah yataktan kalkmadan önce ölçün. Eğer yüksekse veya her ay artmaya devam ediyorsa, doktorunuza başvurun.
Yediklerinize Pancarı Ekleyin
Yeşil sebzeleri tüketiyorsunuz, tamam. Ancak kırmızılara da yer vermeniz gerekiyor. Pancar, o güzel renginden çok daha fazla şey sunuyor. Kan damarlarının genişlemesine yardımcı olarak vücut boyunca kan akışının düzenlenmesini sağlıyor. Ayrıca vücuda oksijen sağlanmasına yardımcı olan ve anemiyi (kansızlık) önleyen demir bakımından zengindir.
Öneri: Pancar suyunuza, havuç, maydanoz ve elma da ekleyerek her gün içebilirsiniz. Yapımı da hem basit hem de masrafsızdır.
Kendinize Masaj Yaparak Stresten Kurtulun
Stres, vücudunuzun her bölümüne zarar verebilir ve kronik hastalıklara neden olabilir. Özellikle kadın olmak üzere birçok insan stresi ve gerginliği başlarında ve yüzlerinde tutuyor. İşte kendi kendinize uygulayarak stresinizi azaltabileceğiniz masaj:
Ellerinizi sanki iki başparmağınızı havaya kaldırmışsınız gibi yapın. Sonra bu şekildeyken ellerinizi yatay pozisyona getirin ve başparmaklarınızı burun köprüsünün yanlarına, kaş kemiğinin altına gelecek şekilde yerleştirin. 8-10 saniye boyunca bastırın ve nefes alın.
Daha sonra başparmaklarınızı ve işaret parmaklarınızı kaşlarınızın başlangıç yerinin birazcık üzerine getirin. 8-10 saniye boyunca nazikçe sıkın ve nefes alın.
Öneri: İkinci masaj tekniğini gün boyunca örneğin bilgisayar başında uzun süre boyunca oturduğunuz zaman uygulayın.
Dr. Mehmet Öz
Yüz Felcine Dikkat!
Soğuk havalarda etkisi çoğalan bu hastalık, yüzünüzün kısa süreliğine şeklinin bozulmasına neden oluyor.
Haber: Yüz Felcine Dikkat!
Soğuk algınlığı, grip ve zatürreden korunmak için kaşkolumuzu sıkı sıkı sarıp, eldivenimizi dahi giyiyoruz. Ancak bazen yüzümüzü tam olarak kurulamadan ya da saçlarımız ıslakken, başımıza bir kapüşon geçirip sokağa çıkıyoruz. Oysa yüz felci en çok soğuk havayı seviyor ve kendisine dikkat etmeyenleri seçiyor.
Soğuk hava yüz felci riskini artırıyor
Yüz felci, ani başlayan yüzün bir tarafındaki kasların felci ile seyreden bir hastalıktır. Beyinden çıkan 7. sinirin fonksiyonunun bozulması ile ortaya çıkar. Hastalanan kişi, yüzün bir tarafında, kaş kaldırma, göz kapatma ve ağız büzme hareketlerini yapmakta zorlandığını veya yapamadığını fark eder. Görülme sıklığı, yaşa ve yaşanılan coğrafyaya göre değişmekle birlikte, yılda 100 bin kişide 1535 kişidir. Genç ve orta yaşlı yetişkinlerde biraz daha sık görülür. Yüz felcinin vücutta sessiz duran herpes virüsünün tekrar aktif hale gelmesi ile oluştuğuna inanılır. Bu aktifleşme, sinirde enfeksiyon gelişimine, şişmeye, sıkışmaya ve nihayet fonksiyonunu yapamamaya neden olur.
Laboratuar ve klinik gözlemlerle, herpes virüsünü tekrar aktif hale getiren faktörler belirlenmiştir.
Bunlar;
Fiziksel durumlar: Radyasyon, travma, vücutta başka bir enfeksiyonun olması ve soğuk hava.
Psikolojik durumlar: Sosyal stresler.
Bağışıklığın etkilendiği durumlar: Kanser, yanık, AIDS, transplantasyon, kemoterapi.
Soğuk kış aylarında yüz felci, yaz aylarına göre daha sık görülmektedir. Soğuk havaya maruz kalma, yutaktaki yapıları etkileyip, herpes virusunun aktifleşmesine neden olabilir. Gündüz ve gece sıcaklığında büyük değişimler, açık alandaki soğuk havaya uzun süre maruz kalma veya sık sık aniden soğuk alana çıkma, soğuk havada açık pencereli bir arabada seyahat etme veya açık pencere önünde uyuma, yüzdeki damarlarda kasılmaya ve daralmaya neden olarak geçici olarak az kanlanmaya neden olabilir ve sonuçta sinir hücrelerinde herpes virusunun aktifleşmesine neden olabilir.
Kaşkol ile yüzünüzü koruyun
Yüz felcinden kısmen korunmak mümkündür. Yüzün ıslak ve nemli kalması soğuğun etkisinin artmasına neden olur. Bu nedenle yüzün ve saçların iyice kurutulması önemlidir. Evde, işyerindeve nakil araçlarında hava akımı olabilecek yerlerde bulunmaktan kaçınılmalıdır. Aşırı soğuk havaya çıkmak veya o ortamda bulunmak gerekiyorsa, soğuğun etkisini azaltacak kaşkol kullanmak gibi önlemler alınmalıdır.
Yüz felci genellikle iyileşen bir rahatsızlıktır. İyileşme sürecini hızlandıran kortizon ve anti viral ilaçları erken dönemde kullanmaya başlamak gerekir. Hastalık oluştuktan sonra da soğuktan korunmak, yüzün ve saçların nemli kalmamasına dikkat etmek çok önemlidir.
Türk Toplumundaki Cinsel Hurafeler
Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED), Türk toplumunda kulaktan kulağa dolaşan en popüler 10 cinsel hurafeyi belirledi.
CİSED’e gerek telefonlarla, gerekse e-mail aracılığı ile son bir ayda yapılan 6000’den fazla başvurudan elde edilen veriler ışığında ortaya çıkan sonuçlarsa oldukça düşündürücü. Çünkü toplumda oldukça yaygın olan bu cinsel hurafeler, aslında sağlıklı bir cinselliğin en büyük düşmanı.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, hurafelerin ciddi cinsel sorunlara yol açtığı kaydetti. Cinsel hurafelerin kadınlarda cinsel isteksizlikten vajinismusa, erkeklerde ise erken boşalmadan iktidarsızlığa kadar birçok cinsel işlev bozukluğuna ve cinsel sapkınlıklara neden olduğuna dikkat çeken Dr. Keçe, cinsel sorunlara yol açabilen cinsel hurafelerin bundan dolayı çatışmalı evlilik ilişkilerine de yol açtığının altını çizdi. Mutsuz evliliğin, mutsuz toplum anlamına geldiğini belirten Dr. Keçe’ye göre, mutsuz evlilikler ve aileler, geleceğe ve hayata güvensiz insanlar yetiştiriyor.
Dr. Keçe’nin cinsel hurafelere yönelik tespitleri hayli çarpıcı:
“CİNSEL HURAFELER CİNSEL SAPKINLIKLARA YOL AÇABİLİYOR”
“Ne yazık ki biz cinsel hurafeleri duymaktan bıktık ama toplum onlara inanmaktan bir türlü vazgeçmiyor. Hurafeler, yeni hurafelerin de meydana gelmesine yol açıyor. Hurafeleri doğru kabul eden gençlikte cinsel özgürlük adına sapkınlıklar ve cinsel eylemde bulunma zorlantıları ortaya çıkabiliyor. Cinsel hurafeler yüzünden cinsellik hem yanlış algılanıyor, hem de geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin tamamen çarpık ve bozuk bir cinsel hayata yönlendiriliyor. CİSED olarak biz toplum için bu kadar tehlikeli olan cinsel hurafeleri etkisiz kılmak adına elimizden gelen çabayı göstermekte ve kamuoyu yaratmakta kararlıyız.”
İŞTE O CİNSEL HURAFELER!
İşte Türk toplumunda hayli yaygın olan 10 cinsel hurafe ve uzmanların görüşü:
1-Erkekler cinsel ilişkiye her zaman hazırdır.
Erkek de etten kemikten yaratılmış bir varlıktır. Cinsellik mekanik bir şekilde yaşanılacak bir süreç değildir. Cinsel yaşamı etkileyebilecek stres, eş sorunu, iş hayatında var olabilecek sorunlar, geçirilen hastalıklar gibi hayatın getirdiği olumsuzluklar ve sayılabilecek birçok faktör karşısında kadın veya erkek tüm canlıların cinsel yaşantısı negatif etkilerle karşılaşabilir.
2-Tüm fiziksel yakınlaşmalar sevişme ile sonuçlanmalıdır.
Cinsel birleşme, sevişmenin, partnerlerin karşılıklı keyif almalarını sağlayan yönlerinden biridir. Ama keyif almanın tek yolu değildir. Cinsel birleşme dışındaki, karşılıklı keyif alınabilecek diğer yönlerinin ihmal edilmesi, cinsel ilişkide yakınlık, sıcaklık gibi duygusal yönlere daha çok gereksinim duyan kadını hayal kırıklığına uğratabilir ve cinsel ilişkiye katılımını ve zevk almasını engelleyebilir. Fiziksel yakınlık; dokunmak, sarılmak, öpmek sadece cinsel ilişki isteğinin, sevişmenin değil aynı zamanda sevgi, güven saygı şefkat ve ifadesidir.
3-İyi bir sevişme orgazm ile sonlanmalıdır.
İyi sevişme, eşlerin, istekle başlayarak karşılıklı haz alabilmelerine dayanır. Bununla birlikte orgazm yaşanır ya da yaşanmaz. Orgazmın yaşanmaması o ilişkiden haz alınmadığı, tatmin olunmadığı anlamına gelmez. Bu hurafe partnerlerin ilişkinin başından itibaren orgazmın yaşanıp yaşanmayacağına odaklanmalarına, bu da yaşanan hazzın sürdürülememesine dolayısıyla orgazmın ulaşılamaz hale gelmesine neden olabilir.
4-Cinsellik hakkında konuşmak ve düşünmek ayıptır.
Toplumsal olarak cinselliğe yüklenilen olumsuz duygu ve düşünceler ve cinselliği ayıp yasak ve günah üçgeninde yaşamak cinselliğin konuşulmasına engeldir. Oysaki çiftlerin cinsellikten beklentilerini konuşmaları, cinsellik ile ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşmaları şart. Bu da yaşanılacak cinselliği olumlu yönde etkileyecek bir unsurdur. Ayrıca cinsel kimliğin oluştuğu dönemde önce aileden sonra okullardan alınacak doğru cinsel eğitim, bireylerin kendi bedenlerini, kendi cinselliklerini sağlıklı bir şekilde tanımalarını sağlayacağı için ileride yaşayacakları cinselliğe olumlu katkılar sağlar.
5-Sevişmenin sonunda iki tarafın da aynı anda orgazm olması gerekir.
Orgazm, uzun süreli cinsel uyarı sonucunda ulaşılan ve kişiye zevk veren fizyolojik ve psikolojik durumdur. Kadının ve erkeğin cinsel yanıtlarının fizyolojik farklılığı nedeniyle çiftler orgazm olacakları anı tam olarak belirleyemezler. Birbirlerinin yanıtlarını tam olarak ve anında bilememeleri gibi birçok nedenle de çiftler aynı anda orgazm olamazlar. Birlikte orgazm olmak, iyi bir cinsel ilişki için zorunlu ya da daha çok zevk almak için gerekli de değildir. Aynı anda orgazm olmanın mutlaka gerekli olduğu düşüncesi, kadın ve erkeğin yaşayacağı cinsel yaşamda beklenti düzeyini artırmakta ve o an yaşayacakları hazları kaçırmalarına neden olmakta.
6-Erkekte cinsel organın boyutu çok önemlidir.
Erkek tarafından en çok takıntı yapılan konulardan biri penis boyutudur. Penis boyu ortalama 14 santimetre olmakla beraber 10-18 santimetre arası olanlar normal boyutlarda kabul edilmektedir. Sanıldığının aksine, penis boyuyla cinsel performans arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Ayrıca vajinal uyarı vajinanın 1/3 kısmında yoğunlaşır. Bu da penis boyuna yönelik takıntıları temelden yıkmaktadır. Buradan yola çıkarak söylenebilinir ki, mutlu ve tatmin edici bir cinsel yaşam için penis boyu tek kriter olamaz. Çiftlerin birbiriyle açık ve samimi bir iletişim kurmaları, birbirilerinin arzu, istek ve beklentilerine değer vermeleri doyurucu ve sağlıklı bir cinsel yaşam için oldukça önemlidir.
7-İlk cinsel ilişki kadına çok ağrı verir ve kanama olur. İlk ilişkide kanama olmazsa kadın bakire değildir.
Cinsel ilişki ağrı ve acı yapmaz. Kadının cinsel ilişki sırasında uyarılması, sulanması olmuş ve kendini kasmaz ise ne ilk ilişkide ne de sonraki ilişkilerinde ağrı acı olmaz. Vajinanın görevi penisi içine almak ve neslin devamını sağlamaktır. Vücudumuzdaki diğer organlar görevlerini yerine getirirken nasıl ki ağrı ya da acı yaşanmıyorsa, vajina da haz alıp-verme olan görevini yerine getirirken ağrıya ve acıya neden olmaz. Kızlık zarı vajina girişinin hemen yakınında, doğuştan delik olan, esnek bir yapıdır ve ilk ilişki sırasında kızlık zarında hafif bir açılma olur. Aslında kanama olmaması normalde beklenen bir durumdur. Normal şartlar altında, normal bir kızlık zarı ister ilk gece olsun ister yüzüncü gece olsun, kanamaz, delinmez, patlamaz, yırtılmaz. İlk cinsel ilişki sırasında penis vajinaya girdiğinde kızlık zarında hafif bir açılma olur. Bu noktada kadın rahat ve kendini kasmazsa, sulanması olmuşsa bu girişi hissetmez. Kızlık zarının açılması denilen olgu giyinilen ince çorabın bir yere takılması ve kaçması gibidir. Ayrıca kızlık zarından gelen kan, parmağın kanaması gibi değil, belli belirsiz bir sıvıdır. Bu da kadın rahatsa, kendini kasmazsa, sulanması tam olmuşsa ve erkek acele etmezse hiç fark edilmez bile.
8-Mastürbasyon ile kızlık zarı bozulabilir.
Kişinin kendi kendini cinsel doyuma ulaştırması durumu olan mastürbasyon, aşırıya kaçılmadığı ve normal bir cinsel ilişkiye tercih edilmediği sürece zararlı bir şey değildir. Tamamen kişisel bir seçimdir. Genç kızlar, kızlık zarları etkilenmesin diye genellikle mastürbasyon sırasında dış cinsel organlarını ve özellikle de klitorislerini uyarırlar. Vajinaya parmak veya başka bir cisim sokmadan yapılan mastürbasyon kızlık zarına zarar vermez.
9-Adet döneminde ve gebelikte cinsel ilişkiye girilmez.
Çift karşılıklı olarak istiyorsa ve rahatsız olmuyorlarsa adet dönemlerinde cinsel ilişkiye girmekte çoğu zaman bir sakınca yoktur. Enfeksiyon riskine karşı prezervatif kullanmak önemlidir. Kanama ya da düşük riski taşımıyorsanız, hamileyken de eşinizle cinsel ilişkiye girmenizde bir sakınca yoktur. Normal bir hamilelik sırasında seks yapmak çocuk sağlığını olumsuz etkilemez. Ayrıca hamilelik dönemi, kadının hem bedensel hem de psikolojik olarak oldukça hassas olduğu bir dönemdir. Bu dönemde eşinden her zamankinden fazla destek görmeye, sevildiğini, arzulandığını ve bu haliyle de beğenildiğini duymaya ihtiyacı olan kadın bu yaklaşımla rahatlayabilir ve güven duygularını pekiştirebilir.
10-Mastürbasyon cinsel isteği ve gücü azaltır.
En geçerli ve en yaygın cinsel eylem olan mastürbasyon, Türk toplumunda her nedense zararlı ve günah olarak vurgulanır. Kişinin rahatlamasına ve kimseye zarar vermeden cinselliği yaşamasına yardımcı olduğu içinde doğaldır. Mastürbasyonun cinsel gücü azalttığına dair söylenenler ise yanlıştır. Zaralı olan mastürbasyon değil ona eşlik eden ayıp, günah veya zararlı gibi olumsuz inançlardır. Mastürbasyon kişinin kendisiyle barışık olduğunun temel göstergelerindendir. Mastürbasyon doğru yapıldığı takdirde kişinin cinselliğine olumlu katkılar sağlayan bir süreç meydana getirir. Ancak yakalanma korkusuyla ve günah işliyorum duygusuyla yapıldığında erkeği erken boşalmaya programlayabilir, suçluluk duygusu ileride sertleşme sorunlarına ve cinsel isteksizliğe yol açabilir.
“CİNSEL HURAFELER TOPLUMUN YANLIŞ DOĞRULARIDIR”
CİSED Genel Sekreteri Psikolog Serap Güngör’e göre, hurafelerin altında yatan sebep, cinsel bilgilenmedeki yetersizlik. Cinsel konularda toplumun genelince doğru kabul edilen, kadınların ve erkeklerin birbirine aktarmasıyla yayılan, abartılı yalan yanlış inanışların cinsel hurafelere neden olduğunu vurgulayan Psikolog Güngör şunları kaydetti:
“İnsanlar bilmedikleri, yaşamadıkları, anlam veremedikleri soyut kavramlarla ilgili konularda hurafeler oluşturmaktadırlar. Cinsellik 7’den 70’e hemen her bireyin hayatının önemli bir parçasıdır. Birçok yönüyle de somut olan bir konu olmasına rağmen cinsel hurafeler cinsellikte oldukça yaygındır. Cinsellikle ilgili hurafelerin oluşmasının en önemli nedeni, tarih boyunca tüm toplumlarda cinselliğin toplumun değer yargılarıyla yaşanmasıdır. Oysaki cinsellik doğuştan getirdiğimiz dürtülerimizdir. Toplumun cinsellikle ilgili konuları açıktan konuşmaması, tartışmaması, cinselliği yasaklar ayıplar ve günahlar üçgeninde yaşıyor olması, cinselliğin kulaktan dolma bilgilerle bilinmesine neden olmaktadır. Tüm bunlara cinsel eğitim yetersizliği de eklenince var olan cinsel hurafeler, toplumun yanlış doğruları olarak algılanmakta ve cinsel yaşantıyı olumsuz yönde şekillendirmektedir.”


